vrijdag 10 september 2010

PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN AHİR ZAMANA YÖNELİK OLAYLARI HABER VERDİĞİ BAZI HADİSLER

Kabe Baskını (Hicri 1400'in ilk günü – 1 MUHARREM 1400) (1979)
Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler... Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 168-169)
İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35)

Kabe'de Kan Akıtılması (1987)
Resulullah buyurdu: Ramazan'da bir seda, Şevval'de bir ses, Zilkade'de kabileler arasında savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina'da ölülerin çok olacağı bir savaş olur, öyle ki orada taşları kan gölü içinde bırakacak kadar kan akar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 31)

Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır, melhameler (kanlı harpler) olur. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 34)

Doğu Tarafından Geceyi Aydınlatan Büyük Bir Ateşin Görülmesi (1979)
Hüseyin b. Ali (RA) dan şöyle rivayet olunmuştur:
"GÖKYÜZÜNDE DOĞU CİHETİNDEN, GECEYİ AYDINLATAN BÜYÜK BİR ATEŞ GÖRDÜĞÜNÜZ VAKİT, İŞTE O AN, HZ. MEHDİ (A.S.)'IN GELİŞ VAKTİDİR." (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

İran-Irak Savaşı (1980)
Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de harb konuşmaları,
Zilhicce'de ise harb vaki olacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166)

Fırat'ın Suyunun Kesilmesi
Fırat Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın. (Riyazü's Salihin, 3/332)

Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harb edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek, onlardan her adam, "keşke kurtulan ben olsaydım", diyecektir, buyurmuşlar. (Sahih-i Müslim, 11/320)

Iraklıların Parası Kalmayacak
"Irak halkına ölçeğin (gıdanın) ve dirhemin (paranın) yasaklanması yakındır. Sahabi sorar: 'Ya Resulullah, bu nasıl olacak?' Resulullah cevap verir: 'Acemler bunu yapacak. Bunları, Irak ehlinden men edecekler. " (Müslim, Fiten: 67)

"Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak." (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 45)

Bağdat'ın Alevlerle Yok Edilmesi
Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir... (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177)

Bir Ordunun Kaybolması
Mehdi'nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda'da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir. (Naim Bin Hammad)
...Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır. (Müslim'den; Geleceğin Tarihi 4, s.31)

Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz. (Hanbel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud'dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30)

Afganistan'ın İşgali (1979)
Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. ''
(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Ramazan Ayında 15 Gün Arayla Ay ve Güneş tutulması (1981-1982)
Mehdi için 2 alamet vardır ki... Bunun birincisi, Ramazan'ın birinci gecesi Ay'ın ikincisi de ortasında Güneş'in tutulmasıdır.(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

Ramazan'ın birinci gecesi Ay, ortasında Güneş tutulacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 199)

Onun saltanatı zamanında, Ramazan Ayı'nın on dördünde Güneş tutulacaktır, o ayın ilkinde ise Ay kararacak... (Mektubat-ı Rabbani, 380. Mektup, 2/1163)


KUYRUKLU YILDIZIN DOĞMASI

HALLEY KUYRUKLU YILDIZI (1986)

O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

Fitnelerin Artması
"Fitneler olacak. O fitnelerde oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacak. Ona yaklaşan kendini kurtaramayacak. Kim o fitnelerde bir melce, bir sığınak bulursa, onunla kendini kurtarsın. (Buhari, Fiten: 9; Müslim, Fiten: 10; Tirmizi, Fiten: 29.)

"Zaman birbirine yaklaşacak. Amel azalacak. Cimrilik artacak. Fitneler zuhur edecek. HERC çoğalacak. " derler: 'HERC nedir?' Resulullah cevap verir: 'Öldürmek, öldürmek'. (Buhari, Fiten:5)

Boynuzu Andıran İki Uçlu Yıldızın Çıkışı LULİN KUYRUKLU YILDIZI (2009)

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Vaad edilen Mehdi'nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan'a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ, MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR." (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184)

Ekonomik Durumun Kötüleşmesi
Herkesin az kazançtan yakınması... Paraları için zenginlerin saygı görmesi... (Kıyamet Alametleri, s. 146)

Piyasanın durgun olması, kazançların azalması... (Kıyamet Alametleri, s. 148)

İşlerin kesad gitmesi. Herkes "satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!" diye yakınacak. (Kıyamet Alametleri, s. 152), (Ebu Davud'dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30)



Azerbaycan'ın İşgal Edilmesi (1990)
...Ebu Basîr der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: Babam bana şöyle buyurdu: AZERBAYCAN'DAN MUTLAKA BİR ATEŞ ÇIKACAKTIR. VE HİÇBİR ŞEY ONUN KARŞISINDA DURAMAYACAK. BÖYLE BİR ŞEY OLUNCA EVİNİZDE OTURUN. Biz ne yaparsak siz de onu yapın. (Yani biz evde otururken siz de oturun). Ve bizim kıyam edenimiz (Hz. Mehdi (a.s.)) hareket ettiğinde süratle ve hiç durmadan ona doğru koşun... (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 311)

Tozlu Dumanlı Bir Fitne (11 Eylül 2001)
Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek... (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Kuraklığın Yaşanması
"Deccal'ın çıkmasından önce gökyüzü üç sene yağmurunu tutar. Birinci senede normal yağmurun üçte birini tutup üçte ikisini yağdırır. Yeryüzü, bitkisinin üçte birini bitirmez. İkinci yılda gökyüzü normal yağmurunun üçte ikisini yağdırmaz. Yeryüzü de bitkisinin üçte ikisini bitirmez. Üçüncü yılda ise gökyüzü yağmurunun tamamını keser, yeryüzü de bitkisinden hiçbirini bitirmez." (Ebu Davud, İbni Mace, Taberani; Geleceğin Tarihi 3, s. 241)

Depremlerin Çoğalması
"DEPREMLER ÇOĞALMADIKÇA, fitneler zahir olmadıkça, cinayetler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz." (Kıyamet Alametleri, s. 109)

"Ümmetimde ZELZELELER olur. Öyle ki, BU ZELZELELERDE ON BİN, YİRMİ BİN, OTUZ BİN KİŞİ ÖLÜR. Allah, bu ölümü muttakilere öğüt, müminlere rahmet, kafirlere ise azap kılar." (İbni Asakır, Geleceğin Tarihi 1, Orhan Baytan, Mevsim Yayıncılık, sf.81)

Vatikan'da Deprem (2009)
"… Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri … (Roma'yı) tesbih ve tekbirle feth edeceklerdir… O şehrin (VATİKAN'IN) surları bir bir yıkılacaktır..."
(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sf. 204)

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN ALLAH’IN İZNİYLE GAYBTEN HABERLER VERDİĞİNE DAİR BAZI ÖRNEKLER

ALLAH'IN GAYBI, ELÇİLERİNDEN DİLEDİĞİNE
BİLDİRDİĞİNE DAİR KURAN AYETLERİ

GAYBI ALLAH'TAN BAŞKA KİMSENİN BİLMEYECEĞİNE DAİR AYETLER

De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar." (Neml Suresi, 65)

Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez... (Enam Suresi, 59)

ALLAH KULLARINDAN DİLEDİKLERİNE GAYBI BİLDİRİR

O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka... (Cin Suresi, 26-27)

... Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır. (Al-i İmran Suresi, 179)

Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (Al-i İmran Suresi, 44)

Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi, 49)

Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin. (Yusuf Suresi, 102)

Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti. (Tahrim Suresi, 3)


HZ. İSA (A.S.)

Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. (Saff Suresi, 6)

... Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)


HZ. YUSUF (A.S.)

Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir... (Yusuf Suresi, 37)


PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'E KIYAMETE
KADAR OLAN BAZI OLAYLARIN
BİLDİRİLDİĞİNE DAİR HADİSLER

İmam Taberani 'nin naklinde İbn-i Ömer (r.a.) kainatın hocası Efendimiz Hazretleri'nden rivayet eder: "GERÇEKTEN HAK TEALA HAZRETLERİ DÜNYANIN TAMAMINI BANA YÜKSELTTİ. YANİ DÜNYANIN HER YERİNİ BENİM KARŞIMA TUTTU. BEN O DÜNYAYA VE KIYAMET GÜNÜNE DEĞİN ONDA OLACAK HADİSELERE ŞU AVUCUMUN İÇİNE BAKTIĞIM GİBİ BAKARIM." (Mevahib-i Ledünniyye, Osmanlıcaya çeviren: Baki, 2. Cilt, sf.376)

Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Resulullah (s.a.s) bir gün kalktı; bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı. Bunları belleyen belledi, unutan unuttu. Bu arkadaşlarım bunu bilirler. Resulullah (s.a.s)'ın haber verip de, benim zamanla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyorum. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi..." (Tirmizi, Fiten: 23)

Yine O şöyle demiştir: "Rasûlullâh (sav) bana kıyamete kadar olacakları anlattı. Ben O'na olacak herşeyden sordum, sadece Medine halkını neyin çıkaracağını sormadım. (Müslim, Fiten ve Eşrâtu's-Sâat (18/16 Nevevi Şerhi)

Ebû Zeyd Amr b. Ahtab el-Ensârî (ra) şöyle demiştir: "Rasûlüllâh (sav) bize sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı, öğleye kadar hutbe verdi ve indi. Namazı kıldı. Sonra minbere çıktı. Güneş batana kadar hutbe verdi. Bize olmuş ve olacak şeyleri anlattı. Onları en iyi bilenimiz en çok ezberleyenimizdir." (Müslim, Fiten ve Eşrâtu's-Sâat (18/16 Nevevi Şerhi)

Huzeyfe b. Yemân (ra) şöyle demiştir: "Vallahi ben kıyamete kadar olacak fitneleri insanlar içinde en iyi bilenim. Rasûlullâh (sav) bana gizli olarak anlattığı bu şeyleri başka kimseye anlatmamıştır. Fakat Rasûlüllâh (sav) fitneleri benim de içinde bulunduğum bir mecliste anlatıyordu. Fitneleri sayarak dedi ki: (Onlardan üç tanesi neredeyse hiçbir şeyin peşini bırakmaz, bazıları yaz rüzgârı gibidir. Küçüğü de vardır, büyüğü de.)"

Huzeyfe şöyle demiştir: "Benden başka o mecliste bulunan insanların hepsi gitti." (Müslim, Fiten ve Eşrâtu's-Sâat (18/16 Nevevi Şerhi))

Resulullah (s.a.s), kendisinin bu farklılığına şu sözleriyle dikkat çeker: "Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım." (Tirmizi, Zühd: 9; İbn Mace, Zühd, 19 D. el-Marife, Beyrut, 1996)


PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN OLACAĞINI
BİLDİRİP, O HAYATTAYKEN GERÇEKLEŞMİŞ
OLAN BAZI OLAYLAR

Bir gün Resulullah (s.a.s) mihraptayken der: "Saflarınızı düzgün tutun. Ben sizi önümde iken gördüğüm gibi, sırtım dönük olduğunda da görürüm." (Buhari, Ezan: 72)

Hz. Peygamber (s.a.s), Bedir Savaşı'ndan bir gün önce küfrün liderlerinden kimin nerede öldürüleceğini teker teker haber vermiştir. (Müslim, Cennet: 76)

Habeş kralı Necaşi'nin öldüğü gün Hz. Peygamber (s.a.s) ashabına: "Bugün bir kardeşiniz vefat etti. Haydi namazını kılalım" der. Kalkarlar, onun cenaze namazını kılarlar. (Buhari, Cenaiz: 55)

Bir hadiste Peygamberimiz (sav) Ebu Süfyan'ın içinden geçirdiklerine bir cevap vermiş ve Ebu Süfyan bu durum karşısında bu mübarek insanın peygamberliğine şahitlik ettiğini söylemiştir:

Ebu Süfyan mescidin bir kenarında oturuyordu. Birgün Rasulullah (sav) elbisesine bürünerek evinden çıktı. Ebu Süfyan oturduğu yerden: "Acaba bu ne ile mağlub etti" dedi. Rasulullah (sav) Ebu Süfyan'ın yanına gelip eliyle onun sırtına vurdu ve: "Seni Allah ile mağlup ettim" dedi. Ebu Süfyan: "Senin Allah Rasulu olduğuna şahitlik ederim" dedi. (Haris; İbn Hacer Askalani, Metalib-u Aliye 4, Tevhid Yayınları, 1996, 3839, s. 17)

Peygamber Efendimiz (sav)'in insanların içinden geçirdiklerini anlayıp, buna göre cevap vermesine bir diğer örnek ise Vabısa (r.a.) ile ilgili olan hadistir:

Resulullah (sav)'a geldim. Niyetim iyilik ve günahtan ona sormadık bir şeyi bırakmamaktı. Etrafını Müslümanlardan bir cemaat çevirmişti, durmadan ona sorup fetva istiyorlardı. Onları yara yara ilerlemek istedim.

- "Allah Resulünden uzak dur, ey Vabısa!" dediler. Şöyle cevap verdim:
- Bırakın beni de ona iyice yaklaşayım! Kendine yakın olmak istediğim insanların en sevimlisidir o!
- "Bırakın Vabısa'yı!" buyurdu. İki veya üç kere de bana hitaben:
- "Ey Vabısa yaklaş!" dedi. Nihayet O'na yaklaşıp önünde oturdum. Bana şöyle buyurdu:
- "Ey Vabısa" sana ben mi haber vereyim, yoksa sen mi bana sorarsın!"
- Bilakis sen bana haber ver! dedim. Şöyle buyurdu:
- İyilik ve günah hakkında sormak için geldin değil mi?
- Evet! dedim. Bunun üzerine parmaklarının uçlarını bir araya getirip onlarla göğsüme vurarak şöyle buyurdu:
"Ey Vabısa, kalbine danış, kendine danış! –iyilik, insanlar sana fetva verseler, fetva vermeseler de, kendi kalbinin yatıştığı şeydir; günah da, kalbi kazıyan (rahatsız eden) göğüste dolaşıp duran şeydir!" (İbn-i Kesir, Peygamberimiz (sav)'in Şemaili, Mucizeleri, Çelik Yayınevi, s. 361)

BEŞİNCİ ŞUA (TÜRKÇE)

"Andolsun alametleri geldi" ayetinin derin manalarından biri de, bu zamanda halktan müminlerin imanını korumak ve şüphelerden arındırmak için yazılmış olmasıdır. Ahir zamanda meydana gelecek olaylara dair hadislerin bir kısmının, benzetmelerle anlatılan Kuran ayetlerinde olduğu gibi derin anlamları vardır. Bu hadisler, anlamı açık olan ayetler gibi yorumlanmaz ve bu yorumları herkes bilemez. Ancak kimileri bu hadisleri gerçek anlamına uyacak şekilde tevil etmek yerine, bunları yanlış bir şekilde yorumlarlar.
"Onun gerçek yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir" sırrıyla, bu hadislerin gerçek manaları ve kastedilenin ne olduğu, ancak bu olaylar ortaya çıkıp gerçekleştikten sonra anlaşılır. İlimde derinleşmiş, dini bilgileri sağlam ve kuvvetli olanlar, "Biz buna inandık. Muhkem ayetler de, müteşabih ayetler de, hepsi Rabbimiz'in Katından indirilmiştir." (Al-İ İmran Suresi, 7) deyip, o gizli gerçekleri açığa çıkarırlar.

Birinci Nokta:
İman ve sorumluluk; irade ve bir şeyi tercih edebilme gücü açısından bir imtihan, tecrübe, ve bir yarışma olduğundan, perdeli yani üstü örtülü; derin ve inceleme, araştırma ve tecrübe gerektiren konular elbette çok belirgin ve açık olmaz. Ve bu konular, vicdan kullanmaksızın, herkesin ister istemez kayıtsız şartsız kabul edeceği gibi, 'mecburen inanılacak şekilde' olmaz. Çünkü ancak o zaman Ebu Bekirler yücelerin en yücesine çıkabilir ve Ebu Cehiller de aşağıların en aşağısına düşebilirler. Eğer insandaki, bir şeyi tercih edebilme gücü; yani irade ortadan kalkarsa, bu durumda kişinin sorumluluğu da kalmaz. Mucizelerin çok nadir olarak gerçekleşmesinin sırrı ve hikmeti de budur. Zaten dünya hayatındaki, kıyametin kopacağını haber veren şartlar ve kıyametin kopmasını haber veren belirtiler de, Kuran'daki, hükmü açık olmayan, yorumlanması gereken bazı ayetler gibi, kapalı ve yorum gerektirecek şekilde oluyor. Yalnız, Güneş'in Batı'dan doğması çok açık bir şekilde herkesin görüp inanacağı bir olay olacağından, tevbe kapısı kapanır ve bu olay gerçekleştikten sonra, Allah Katında kişinin tevbesi ve iman etmesi kabul edilmez. Çünkü o zaman Ebu Bekirler ve Ebu Cehiller, yani iyiler de kötüler de bu gerçekleri kabul eder ve her ikisi de aynı konumda olmuş olur.

Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın ikinci kez yeryüzüne inişi ve kendisinin İsa Aleyhisselâm olduğu dahi, ancak iman gözüyle; iman nuruyla fark edilebilir; herkes bilemez.

İkinci Nokta:
Geleceğe yönelik olan bilinmeyen işlerin ve gelişmelerin bir kısmı Peygambere detaylı olarak bildirilir. Bu konuda, şahsi olarak isteğe göre müdahale edilemez ve karışamaz. Kuran'ın ve Peygamberimiz (sav)'in naklettiği hadislerin, yoruma gerek kalmayacak şekilde açık olanları gibi. Ancak bu hadislerin diğer bir kısmı ise, Peygamberimiz (sav)'e sadece özetle bildirilir; açıklamalar ve tasvirler ise Peygamberin anlayışına bırakılır. Örneğin imani konuların dışındaki; kainatta gerçekleşen ve gelecekte meydana gelecek olaylara dair hadisler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (sav), amaca ve şartlara en uygun olacak şekilde yaptığı; yerinde, isabetli ve hikmetli anlatımlarıyla, kıyaslama tarzında benzetmelerle bu konuları imtihanın sırrına uygun şekilde, ayrıntılı olarak örneklerle açıklar. Mesela: Bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Buyurdu ki: "Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennem'in dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür." Bu hayret verici haberden sonra birisi geldi dedi: "Ya ResulAllah! Yetmiş yaşında bulunan filan münafık vefat etti, Cehennem'e gitti. (Müslim: Cennet, 31, hadis no: 2844; Müsned, 3:341, 346) Bu örnek, Peygamber'in kusursuz, yerinde, hal ve duruma en uygun şekilde söylediği sözünün yorumunu ve açıklamasını gösterdi.

Üçüncü Nokta: İki derin anlamlı söz'dür.

Birincisi:
Benzetmeler ve kıyaslamalar tarzında örneklerin kullanıldığı bir kısım hadisler, aradan zaman geçtikçe, halk arasında dıştan görünen yani zahiri anlamıyla kabul edilmiş; bu sebeple de meydana gelen gelişmeler hadislere uygun değil gibi görünmüştür. Hadiste anlatılan olaylar aslında tam olarak gerçekleştiği halde, bunların birebir, tam anlatıldığı şekilde gerçekleştiği anlaşılamıyor.

İkincisi:
Bazı hadisler, Müslümanların çoğunluk olduğu, İslam ahlakının yaşandığı veya hilafetin merkezinin bulunduğu yere yönelik olduğu halde, bu hadislerin tüm insanları kapsadığı ve bütün dünyaya yönelik olarak anlatıldığı zannedilmiş; ve belirli bir kesime özel olduğu halde, bütün insanları içine alan ve genel bir husus olarak kabul edilmiştir.

Dördüncü Nokta:
Ölüm vakti ve ölüm gibi bilinmeyen işlerin birçok hikmet ve maksata binaen gizli kalması gibi, dünyanın can çekişme anı ve ölümü, ve insanların ve hayvanların ölümü olan kıyamet de birçok fayda ve hikmetle gizlenilmiştir...

... Eğer bu konular açık olarak bilinseydi, imanın bazı esasları ve gerçekleri çok açık ve aleni bir şekilde görünecek hale gelir; ve bütün insanlar vicdan kullanmaksızın, ister istemez bu gerçekleri kabul etmek durumunda kalır ve iman ederlerdi. O zaman, vicdan kullanılarak bir şeyi tercih edebilme gücü ve iradeye dayalı olan imtihanın sırrı ve iman etmenin ardındaki hikmet ve amaç da ortadan kalkmış olurdu.

İşte geleceğe dair bilinmeyen işler ve gelişmeler, bu gibi çok çeşitli amaç ve hikmetlerle gizli kaldığından, herkes aynı anda hem ecelini hem de hayatını düşündüğü için hem dünyaya, hem ahiretine çalışabilir. Aynı şekilde, her asırda da, hem kıyamet kopacağını, hem dünyanın devamını düşünebildiği için; hem geçici dünya hayatında sonsuz ahiret hayatını, hem de hiç ölmeyecek gibi dünyasını güzelleştirmeye çalışabilir.

Ve maddî âlemde gelecekte meydana gelecek olan olayların çoğunun böyle hikmetleri olduğundan, gelecekten haber vermek yasak edilmiştir. Allah'ın adetullahındaki, "Gaybı ancak Allah bilir" kuralına karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, Allah'ın izni ve takdiriyle, dinin gerektirdiği sorumluluklar ve imanın esasları dışındaki konularda, geleceğe yönelik bilinmeyen ve gizli olaylardan haber veren kimseler dahi, sadece işaret türünden üstü kapalı bilgiler vermişlerdir. Hatta Tevrat, İncil ve Zebur'da Peygamberimiz (sav) hakkında gelen müjdeler ve haberler bile bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki; o kitaplara uyan bir kısım insanlar, bu gerçekleri kendilerine göre yanlış yorumlayarak, iman etmediler. Fakat imanın inanç esaslarıyla ilgili konularda açıklayarak ve tekrarlayarak haber vermek ve açıkça anlatmak imtihanın sırrı gereği olduğundan, Kuran ve Allah'tan aldığı bilgileri insanların anlayacağı şekilde anlatan Peygamberimiz (sav), ahirete dair konuları ayrıntılı olarak, gelecekte dünya üzerinde meydana gelecek olayları da kısaca haber vermişlerdir.

Beşinci Nokta:
... Deccal'in asırlarına ait olan harikalar, onlarla bağlantılı olarak nakledildiğinden, bu özelliklerin onların şahıslarında görüleceği kabul edildiği ve öyle zannedildiği için o rivayetin anlamı örtülmüş, manası gizlenmiş. Mesela, uçak ve trenle gezmesi…

Hem mesela ünlü olmuş ki; İslam Deccali öldüğü zaman ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta bütün dünyaya bağıracak (Müslim: Fiten, 34) ve herkes o sesi işitecek: "O öldü." Yani pek şaşırtıcı ve şeytanları bile hayrette bırakan radyo ile bağırılacak, haber verilecek.

Hem Deccal'in yönetimine ve oluşturduğu (gizli derin dünya devleti) ve hükümetine ait garip halleri ve korkunç uygulamaları, onun şahsıyla bağlantılı olarak rivayet edildiği için anlamı gizlenmiş. Mesela hadiste, "O kadar kuvvetlidir ve devam eder, yalnız Hz. İsa (A.S.) onu öldürebilir, başka çare olamaz" (Tirmizi, Fiten: 62; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Müsned, 3:420, 4:226; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:529-530) diye rivayet edilmiş. Yani onun usulünü ve yırtıcı yönetimini bozacak, öldürecek; ancak Allah Katından gönderilmiş ve yüce, samimi, katışıksız bir din Hıristiyanlarda ortaya çıkacak ve Kuran gerçeğine tabi olup İslamiyet ile birleşen Hıristiyanlık dinidir ki, Hz. İsa'nın inişi ile o dinsiz ekol mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.

Hadis rivayet eden kişilerin bir kısmının hatalı şekilde hüküm çıkararak yaptıkları yorumlar, hadislerin kelimelerine karışıp hadis zannedilir, bu sebeple de hadislerin gerçek anlamı gizlenir. Dolayısıyla bu hadislerin gerçekleşen olaylara uygun düştüğü anlaşılamaz, bunların yorumlanmaya ihtiyacı olan hadisler olduğu sanılır.

Eski zamanda, şimdiki gibi topluluğun ve toplumun manevi kişiliği ortaya çıkmadığından ve birçok özelliği tek bir kişi üzerine yükleme fikri hakimdi. Topluluğun belirleyici özelliği ve büyük hareketleri, o topluluğun başında bulunan kişilere verildiği için; o kişiler, harika tarzında ve bütün özelliklere uygun düşmesi için, yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük, alışılmışın dışında, şaşılacak bir cisim ve müthiş bir heykel ve çok harika bir kuvvet ve kudret gerektiğinden gözde öyle canlandırılıp öyle anlatılmış. Bu yüzden de bu hadislerin, gerçekleşen olaylara uygun düştüğü anlaşılamaz, bunların yorumlanmaya ihtiyacı olan hadisler olduğu sanılır.

... Hem "Büyük Mehdi"nin halleri önceki Mehdilere işaret eden rivayetlere uygun çıkmıyor, yorumlanabilir, anlamı kapalı hadis hükmüne geçer.

BEŞİNCİ ŞUA (OSMANLICA)

Otuz sene evvel yazılan matbu Muhakemat-ı Bediiyyede bahsedilen "Sedd-i Zülkarneyn" ve Ye'cüc, Me'cüc ve sâir eşrat-ı kıyametten yirmi mesele, o Muhakemat'a bir tetimme olarak on üç sene evvel bir kısım müsveddesi yazılmış idi. Aziz bir dostumun hatırı için tebyiz edildi, Beşinci Şua oldu. Otuz Birinci Mektuptan Otuz Birinci Lem'anın Beşinci Şuasıdır.

İhtar: Evvelce mukaddimeden sonra gelen Meseleler okunsun, tâ mukaddimedeki maksat anlaşılsın. Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Onun alâmetleri gelmiştir. (Muhammed Sûresi, 47:18.) âyetinin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü'minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. âhirzamanda vukua gelecek hâdisâta dair hadislerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur'âniye gibi, derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde tevil ederler. Halbuki o âyetlerin tefsirini Allah'tan ve İlimde derinlik ve istikamet sahibi olanlardan başkası bilemez. (Al-i İmrân Sûresi, 3:7.) sırrıyla, vukuundan sonra tevilleri anlaşılır ve murat ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar Biz buna inandık. Muhkem âyetler de, müteşâbih âyetler de, hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir. (Al-i İmrân Sûresi, 3:7.) deyip o gizli hakikatleri izhar ederler. Bu Beşinci Şuanın bir Mukaddimesi ve yirmi üç Meselesi vardır.

Mukaddime Beş noktadır.

Birinci nokta: İman ve teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki, Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil'ler esfel-i sâfilîne düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrât-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'âniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, güneşin mağripten çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır, daha tevbe ve iman makbul olmaz. Çünkü, Ebu Bekir'ler Ebu Cehil'ler ile tasdikte beraber olurlar. Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzûlü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan (Süfyan denilen İslâm deccalının varlığı hakkında bir çok hadis vardır. Bunlardan birisi için bk: el-Hâkim, el-Müstedrek: 4:520.) gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.

İkinci nokta: Peygambere bildirilen umûr-u gaybiye, bir kısmı tafsil ile bildirilir. Bu kısımda hiç tasarruf edilmez ve karışamaz: Kur'ân'ın ve hadis-i kudsînin muhkematı gibi.
Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilât ve tasviratı onun içtihadına havâle edilir: İmana girmeyen hâdisât-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbâliyeye dair hadisler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) belâgatiyle, temsiller suretinde, sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder. Meselâ, bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür." Bu garip haberden beş altı dakika sonra birisi geldi, dedi: "Ya ResulAllah, yetmiş yaşında bulunan filân münafık vefat etti, Cehenneme gitti." (Müslim: Cennet, 31, Hadis No: 2844; Müsned, 3:341, 346.) Peygamberin yüksek belîğâne kelâmının tevilini gösterdi. İhtar : Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüzî hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir.

Üçüncü nokta: İki Nüktedir.

Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivayet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla avâmın nazarında hakikat telâkki edildiğinden, vâkıa mutabık çıkmıyor. Ayn-ı hakikat olduğu halde, vâkıa mutabakatı görünmüyor. Meselâ, Hamele-i Arş gibi arzın hamelesinden olan "Sevr" ve "Hut" namında ve misalinde iki melâike, koca bir öküz ve pek büyük bir balık tasavvur edilmiş.

İkincisi: Bir kısım hadisler İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde, umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş ve bir cihette hususî bulunduğu halde, küllî ve âmm telâkki edilmiş. Meselâ rivayette vardır ki, "Bir zaman gelecek, Allah Allah diyen kalmayacak." (Tirmizi, Fiten: 35; el-Hâkim, el-Müstedrek: 4:494; İbn-i Hibban, Sahih: 8:299.) Yani, "Zikirhaneler kapanacak ve Türkçe ezan ve kamet okunacak" demektir.

Dördüncü nokta: Ecel ve mevt gibi umur-u gaybiye çok hikmet ve maslahat cihetiyle gizli kaldığı misilli, dünyanın sekeratı ve mevti ve nev-i beşerin ve cins-i hayvanın eceli ve vefatı olan kıyamet dahi çok maslahatlar için gizlenilmiş. Evet, eğer ecel vakti muayyen olsaydı, yarı ömür gaflet-i mutlaka içinde ve yarıdan sonra, darağacına asılmak için her gün bir ayak daha onun tarafına atılmakla dehşet-i mutlaka içinde, havf ve recanın muvazene-i maslahatkârâne ve hakîmânesi bozulduğu gibi; aynen öyle de, dünyanın eceli ve sekeratı olan kıyamet vakti muayyen olsaydı, kurûn-u ûlâ ve vustâ fikr-i âhiretten pek az müteessir olacaktı. Ve kurûn-u uhrâ, dehşet-i mutlaka içinde bulunup ne hayat-ı dünyeviyenin lezzeti ve kıymeti kalır ve ne de havf ve reca içinde ihtiyar ile itaatkârâne olan ubudiyetin ehemmiyeti ve hikmeti bulunurdu. Hem eğer muayyen olsa, bir kısım hakaik-i imaniye bedahet derecesine girer, herkes ister istemez tasdik eder. İhtiyar ve irade ile bağlı olan sırr-ı teklif ve hikmet-i iman bozulur. İşte bunun gibi çok maslahatlar için umûr-u gaybiye gizli kaldığından, herkes her dakikada hem ecelini, hem bekasını düşündüğü için hem dünyaya, hem âhiretine çalışabildiği gibi, her asırda dahi hem kıyamet kopacağını, hem dünyanın devamını düşünebildiği için, hem dünyanın fâniliğinde hayat-ı bâkiyeye, hem hiç ölmeyecek gibi imaret-i dünyaya çalışabilir. Hem de musibetlerin vakti muayyen olsaydı, musibet başına gelen adam, musibetin intizarında o gelen musibetin belki on mislinden ziyade mânevî bir musibet, o intizardan çekmemesi için, hikmet ve rahmet-i İlâhiye tarafından gizli, perdeli bırakılmış. Ve ekser hâdisât-ı kevniye-i gaybiye böyle hikmetleri bulunduğundandır ki, gaybdan haber vermek yasak edilmiş. Gaybı ancak Allah bilirdüsturuna karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, medâr-ı teklif ve hakaik-i imaniyeden başka olan umûr-u gaybiyeden izn-i Rabbânî ile haber verenler dahi, yalnız işaret suretinde perdeli ve kapalı ihbar etmişler. Hattâ Tevrat ve İncil ve Zebur'da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki, o kitapların bir kısım tâbileri tevil edip iman etmediler. Fakat itikadât-ı imaniyeye giren meseleleri tasrihle ve tekrarla ihbar etmek ve açık bir surette tebliğ etmek hikmet-i teklifin muktezası olduğundan, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan ve Tercüman-ı Zîşânı (a.s.m.) umûr-u uhreviyeden tafsilen ve hâdisât-ı istikbaliye-i dünyeviyeden icmalen haber vermişler.

Beşinci nokta: Hem her iki deccalın, asırlarına ait olan harikaları, onların bahsiyle ve münasebetiyle rivayet edildiğinden, onların şahıslarından sudûr edeceği telâkki ve tevehhüm edilmesinden, o rivayet müteşabih olmuş, mânâsı gizlenmiş, meselâ tayyare ve şimendiferle gezmesi...

Hem meselâ, meşhur olmuş ki, İslâm Deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta bütün dünyaya bağıracak (Müslim, Fiten: 34.)ve herkes o sesi işitecek ki, "O öldü." Yani pek acip ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek.

Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükûmetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebettar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiş. Meselâ, "O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz"(Tirmizi, Fiten: 62; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Müsned, 3:420, 4:226; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:529-530. ) rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur'âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.

Hem bir kısım râvîlerin kabil-i hatâ içtihadlarıyla olan tefsirleri ve hükümleri, hadîs kelimelerine karışıp hadis zannedilir, mânâ gizlenir. Vâkıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer.

Hem eski zamanda, bu zaman gibi cemaatin ve cemiyetin şahs-ı mânevîsi inkişaf etmediğinden ve fikr-i infirâdî galip olduğundan, cemaatin sıfat-ı azîmesi ve büyük harekâtı o cemaatin başında bulunan şahıslara verildiği cihetiyle, o şahıslar, harika ve küllî sıfatlara lâyık ve muvafık olmak için yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük bir acûbe cisim ve müthiş bir heykel ve çok harika bir kuvvet ve iktidar bulunmak lâzım geldiğinden öyle tasvir edilmiş. Vâkıa mutabakatı görünmüyor ve o rivayet müteşabih olur. Hem iki deccalın sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen rivayetlerde iltibas oluyor; biri, öteki zannedilir. Hem Büyük Mehdînin halleri sâbık mehdîlere işaret eden rivayetlere mutabık çıkmıyor, hadîs-i müteşabih hükmüne geçer. İmam-ı Ali (r.a.) yalnız İslâm Deccalından bahseder. Mukaddime bitti, meselelere başlıyoruz.

Şimdilik o hâdisât-ı gaybiyenin yüzer misallerinden, mülhidler tarafından avâmın akidelerini bozmak fikriyle işâa edilen yirmi üç meseleleri, tevfik-i Rabbânî ile, gayet muhtasar bir surette beyan edilecek. Ve o meseleler mülhidlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber, herbiri bir lem'a-i i'câz-ı Nebevî olduğu görünmekle ve hakikî tevilleri ispat ve izhar edilmekle akîde-i avâmı kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olmasını rahmet-i Rabbânîden rica edip hatîâtımı ve galatatımı afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahîmimden niyaz ederim.

İNCİL'DE MEHDİYET İNANCI

HZ. ZEKERİYA (A.S), HZ. DAVUD (A.S)'IN
SOYUNDAN GELEN GÜÇLÜ BİR KURTARICIYI
YANİ HZ. MEHDİ (A.S.)'I HABER VERMEKTEDİR

Zekeriya Peygamberin ilerisi ile ilgili bildirisi:
Eski çağlardan beri Kutsal Peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, KULU DAVUT'UN SOYUNDAN BİZİM İÇİN GÜÇLÜ BİR KURTARICI ÇIKARDI.
Düşmanlarımızdan, bizden nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağladı. (Luka, Bap 1, 69-70)


İNCİL'DEKİ "SU TESTİSİ TAŞIYAN ADAM"
HZ. MEHDİ (A.S.)'A İŞARET ETMEKTEDİR

(Havariler) O'na, "Nerede hazırlık yapmamızı istersin?" diye sordular. İsa onlara, "Bakın" dedi, "Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin". (Luka, 9-11)
...Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: "Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza. Onu izleyin..." (Markos, 13)


FARAKLİT

Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz. Ben de Allah'a yalvaracağım ve O size başka bir "Faraklit" gönderecektir. (Yuhanna, 14:15-16)
Faraklit, öyle bir hakikat ruhudur ki, RAB ONU BENİM İSMİMLE (MESİH) gönderecektir. O size her şeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır. (Yuhanna, 14:26)
Faraklit geldiğinde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz. (Yuhanna, 15:26-27)
Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez. Ama ben gidersem, Allah onu size gönderir. (Yuhanna, 16:7)
Faraklit geldiğinde bütün alemi hataları sebebiyle kınar ve onları terbiye eder. (Yuhanna, 16:8)
Günah için, çünkü bana iman etmezler. Salah için, çünkü Allah'a gidiyorum ve artık beni göremezsiniz. Ve hüküm için, çünkü bu dünyanın reisinde hükmedilmiştir. Size söyleyecek daha çok şeylerim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o hakikat ruhu gelince size her hakikate yol gösterecek. Zira kendiliğinden söylemeyecektir, fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir. (Yuhanna, 16:9-13)
Mesih şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü BU ALEMİN REİSİ GELİYOR. Bende asla onun nesnesi yoktur. (Yuhanna, 14:30)


HİNDU METİNLERİNDE AHİR ZAMAN VE
HZ. MEHDİ (A.S.)'A İŞARETLER

"Kali-yuga": Ahlak bozukluğu, yıkım dönemi (Ahirzaman)
"Kali" : Bu bozulma dönemin hakim lideri. Kötülükleri, acıları, bozulmayı temsil eden negatif güç. (Deccal)
"Kalki" : Bozulma dönemine son vermek için gelecek kişi. (Hz. Mehdi (a.s.))
"Satya-yuga": Doğruluk ve manevi saflık dönemi. (Altınçağ)
Hinduların Vişnu mezhebinin kitaplarından
"Srimad Bhagavatam"ın 12. bölümü, bozulma dönemini anlatır:


DECCAL-KALİ

12.2.1: Kali (Deccal) döneminin güçlü etkisinden dolayı din, doğruluk, temizlik, hoşgörü, şefkat... gün be gün azalacak.
12.2.6: Mideyi doldurmak yaşam amacı olacak, arsızlar doğru kabul edilecektir.
12.2.9: İnsanlar açlık ve yüksek vergilerle zorlanacak... Kuraklıkla vurulacaklar, tümüyle mahvolacaklardır.
12.2.10: Halklar soğuk, rüzgar, sıcak, yağmur ve karla azaplanacak. Daha sonra savaşlar, açlık, susuzluk, hastalık ve aşırı korkuyla daha da azaba uğrayacaktır.
12.3.43: Ah Kral, Kali (Deccal) dönemindeki insanların zihni ateizmle sapacak...
12.2.3: Erkekler ve kadınlar yalnız yüzeysel çekicilik nedeniyle birlikte olacaklar, iş yerlerinde başarı dolandırıcılığa dayanacaktır...
12.3.25: Kali (Deccal) döneminde insanlar aç gözlü, ahlaksız, merhametsiz olacaklar ve birbirleriyle sebep olmaksızın savaşacaklar. Maddi isteklerle bedbaht olup, hırslanacaklar, Kali-yuga (Ahirzaman) döneminde insanlık neredeyse tümüyle barbardır.
12.3.30: Dolandırıcılık, yalancılık, tembellik, uyuşukluk, zulüm, depresyon, ağlamalar, şaşkınlık, korku ve yokluk yaygınlaştığında, bu Kali (Deccal) dönemi, cehaletin yaşandığı dönemdir.
12.3.31: Kali (Deccal) dönemindeki kötülükler nedeniyle insanlar basiretsiz, bedbaht, açgözlü, şehvet düşkünü olacaklar ve onlara yoksulluk isabet edecek. Kadınlar iffetsiz olacaklar, bir erkekten diğerine serbestçe gezecekler.
12.3.24: Kali (Deccal) döneminde dini ilkelerin yalnız dörtte biri kalır. Son kalanlar da sürekli giderek artan dinsizlik sonucunda azalacak ve sonunda tümüyle terk edilecektir.


AHİR ZAMAN-KALİ-YUGA

12.2.6: Dinin gerekleri yalnız itibar için yerine getirilecektir.

12.3.39-40: Bozulma döneminde insanlar huzursuz yaşayacaklar. Açlık ve vergilerle zayıf düşecekler, sürekli korku ve kuraklık korkusuyla sıkıntıya düşecekler. Yeterli giysileri, gıdaları ve içecekleri olmayacak... Kali-yuga (Ahirzaman) insanlar hayalet gibi, karanlık canlılar gibi gözükecekler.

12.3.41: Kali-yuga (Ahirzaman) döneminde erkekler birkaç kuruş için bile birbirlerinden nefret edecekler. Tüm dostluk ilişkilerini bırakacaklar, kendilerini öldürmeye veya yakın akrabalarını öldürmeye hazır olacaklar.

12.3.42: Erkekler yaşlı anne babalarını, çocuklarını veya saygın eşlerini korumayacaklar. Tümüyle aşağılık durumda sadece kendi midelerini ve şehvetlerini düşünecekler.

12.2.2: Kali-yuga'da (Ahirzamanda) kişinin sadece zengin olması... üstünlük sayılacaktır. Kanun ve adalet ise ancak sadece kişinin gücüne göre uygulanacaktır.

12.2.4: Kelime oyunları yapmada ustalık yapanlar eğitimli alimler olarak tanınacaktır.

12.2.5: Bir kişinin parası olmazsa, değerli olmadığı yönünde karar verilecek, münafıklık erdem olarak kabul görecektir.

12.3.32: Şehirlerde hırsızlar hakim olacak... (Kutsal metinler) ateistlerin şüpheli yorumlarıyla bozulacak, politik liderler vatandaşları neredeyse tüketecekler, sözde rahipler ve insanlar midelerinin ve hevalarının düşkünü olacaklar.

12.3.34: Kadınlar... utanma duygularını tümüyle kaybedecekler. Her zaman merhametsizce konuşacaklar, her türlü sahtekarlık, aldatmaca ve arsızlık sergileyecekler.

12.3.35: İş adamları aşağılık ticari faaliyetler yapacaklar, paralarını dolandırıcılıkla kazanacaklar. Zorda olmasalar dahi, insanlar aşağılık meslekleri kolaylıkla kabullenecekler.

12.2.7: Yeryüzü ahlaksız bir nüfusla dolacak, sosyal sınıflar içinde kendini en güçlü gösteren politikada iktidar olacaktır.


HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNİN
ÖZELLİKLERİ

12.2.12-16: Kali (Deccal) döneminin son zamanlarında... dini ilkeleri izleyenler zarara uğramış olacaklar... insanların sözde dinleri çoğunlukla ateizm olacaktır. Kralların çoğu hırsızlık yapacak, insanlar çalarak, yalan söyleyerek, gereksiz zulüm yaparak yaşayacak ve sosyal sınıflar en alt seviyeye düşecektir... Mescitlerin dünyevi evlerden farkı kalmayacak... Bitkiler ve yeşillikler zayıflaşacak, tüm ağaçlar bodur kalacaktır. Bulutlar şimşeklerle yüklü olacak, evlerde dindarlık kalmayacak ve tüm insanlar eşeklere benzeyecektir. Bu dönemde yeryüzüne Allah'ın Yüce Şahsiyeti (Hz. Mehdi (a.s.)) gelecektir. Saf manevi faziletlerle hareket edecek, ebedi dini kurtaracaktır.

12.2.17: Allah'ın Yüce Şahsiyeti (Hz. Mehdi (a.s.)), tüm hareketli ve hareketsiz canlıların manevi lideri... dinin ilkelerini korumak ve mübarek dindarları maddesel işlerin tesirinden kurtarmak için doğacaktır.

12.2.19-20: Kalki (Hz. Mehdi (a.s.)), yeryüzünün hükümdarı... benzersiz ihtişamıyla, son derece süratle atını sürecek...

12.2.21: Tüm sahtekar krallar etkisiz hale getirdikten sonra, şehirlerin ve kasabaların sakinlerinin... zihinleri manevi saflığa kavuşacaktır.


12.2.23: Allah'ın Yüce Şahsiyeti, yeryüzünde Kalki (Hz. Mehdi (a.s.)) olarak, dinin koruyucusu sıfatıyla geldiğinde, Satya-yuga (Altınçağ) başlayacak ve insan toplulukları erdemli nesiller yetiştirecektir.

12.3.45: Kali-yuga'da (Ahirzamanda), eşyalar, yerler ve hatta insan kişiliklerinin hepsi kirlenmiş olacak. Allah'ın Yüce Şahsiyeti (Hz. Mehdi (a.s.)), bütün kiri Allah'ı, zihnine yerleşik kılanın hayatından giderebilecek.

12.3.50: Benim sevgili Kralım, Allah'ın Yüce Şahsiyeti (Hz. Mehdi (a.s.)), denetleyicidir... bütün varlıkların koruyucusudur.


HİNDU İNANCINDA MEHDİYET
KAVRAMI

1- En eski akidelerden biri, Hinduların inancıdır. Hindularca semavî kitap olarak kabul edilen Vedalar'da şöyle yazılmıştır: "DÜNYANIN TAHRİP OLMASINDAN SONRA, AHİR ZAMANDA BÜTÜN MAHLUKLARIN ÖNDERİ OLACAK MANSUR ((Nasr. dan) Yardım görmüş. Muzaffer. Zafer bulmuş., Cenab-ı Hak tarafından her işinde nusrete mazhar olunan,) İSMİNİ TAŞIYAN BİR PADİŞAH ORTAYA ÇIKACAK. O, BÜTÜN CİHANI FETHEDİP, KENDİ DİNİNE SOKACAKTIR. O, MÜMİN VE KÂFİR HERKESİ TANIYACAK VE ONUN ALLAH'TAN İSTEDİĞİ HER ŞEY OLACAKTIR." (Bişarat'ül-Ahdeyn, s.245.)

"Dünyanın padişahlığı ve devleti, iki cihanın efendisi büyük Kaşin'in oğlu ile son bulacaktır. O (HZ. MEHDİ (A.S.)) DÜNYANIN DOĞU VE BATISINDA BULUNAN BÜTÜN DAĞLARA HÜKÜM SÜRECEK KİMSEDİR. O (Hz. Mehdi (a.s.)) bulutlara binecek, melekler onun emrinde olacak, cinler ve insanlar ona hizmet edecektir. O (Hz. Mehdi (a.s.)) ekvatorun altında olan Sudan'dan kuzey kutbun altında olan Sibirya'ya ve okyanusların ötesine egemen olacaktır. ALLAH'IN DİNİ, BİR DİN OLACAK; ALLAH'IN DİNİ İHYA EDİLECEK VE ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)'IN) İSMİ 'AYAKTA OLAN' (KAİM) OLACAKTIR." (Bişarat'ül-Ahdayn, s. 242.)
Yine Hinduların Opanşad' adlı kitaplarında şöyle geçer: "Vişno'nun onuncu mazharı Kalki (Hz. Mehdi (a.s.)), SON ZAMANDA veya demir asrında BEYAZ BİR ATA BİNMİŞ OLARAK elinde KUYRUKLU YILDIZ GİBİ parlak ve yalın bir kılıç olduğu hâlde zahir olacak ve KÖTÜLERİ TAMAMIYLA FİKREN MAĞLUP EDECEK, YARATILIŞI YENİ BAŞTAN YENİLEYECEK VE İYİLİĞİ TEKRAR GETİRECEKTİR." (Opanşad kitabı, s. 737.)


Yine Hinduların Bask kitabında şöyle yazmıştır: "DÜNYA HAYATI AHİR ZAMANDA HÂKİM OLACAK ADİL BİR PADİŞAHLA (HZ. MEHDİ (A.S.) İLE) SONA ERECEKTİR. O (HZ. MEHDİ (A.S.)) MELEKLERİN VE İNSANLARIN ÖNDERİDİR. DOĞRULUK VE HAK ONUNLA OLACAKTIR. O (HZ. MEHDİ (A.S.)) DENİZLERDE, YERLERDE VE DAĞLARDA GİZLİ OLAN HER ŞEYİ ELDE EDECEK, GÖKLERDE VE YERDE OLAN HER ŞEYDEN HABER VERECEKTİR. VE ONDAN (HZ. MEHDİ (A.S.)'DAN) BÜYÜK BİR KİMSE DÜNYAYA GELMEYECEKTİR." (Bişarat'ül-Ahdayn s. 242.)


ZERDÜŞTLÜKTE MEHDİLİK
İNANCI

- Eski İran'da yaygın olan ve Hint- Avrupa kültürüne ait putperest bir din olarak bilinen zerdüştlük İslam dini öncesinde gelmiş ancak zaman içinde aslından tamamen saptırılıp tahrif edilmiş, muhtemelen hak bir din olabilir.
- 2600 yıl önce varolan ve bugün tamamen tahrif olan bu batıl dini, Allah'ın hak bir din olarak Mezopotamya bölgesinde yaşayan halklara bir peygamber aracılığıyla göndermiş olduğu anlaşılmaktadır. (Doğrusunu Allah bilir.)
- Zerdüştlükte Aklın Efendisi olarak adlandırdıkları Allah'tır.
- Allah'a yardımcı olarak melekler bulunmaktadır.
- Kötülüğü ise ehrimen yani şeytan temsil etmektedir. Zerdüşt inançlarına göre kıyamet günü Allah ve onun safında yer alanlar galip geleceklerdir.
- Ayrıca insanlara dünyada güzel bir hayat yaşatacak olan, zuhur ettiği vakit dünyaya güzellik, fayda, huzur ve barış getirecek olan bir kurtarıcıdan yani Hz. Mehdi (a.s.)'dan de bahsedilmektedir.
Zerdüşt inancında SAUŞYANT (DÜNYANIN KURTARICISI) adında biri zuhur edecek ve ehrimen'i yani şeytanı malup ederek dünyayı şeytanın etkisinden kurtaracaktır. Bu inanca göre Suaşyant olarak tanımlanan kişi Hz. Mehdi (a.s.)'dır ve ahir zamanda dünyayı şeytandan ve onun etkisinden, onun dinsiz felsefelerinden ve ideolojilerinden temizleyecektir.
Zerdüştün öğrencisi Camasb'ın kendi adıyla meşhur olan kitabında şöyle geçer: "Araplar diyarından, Haşim Oğulları'ndan (Peygamberimiz (s.a.v.)'in mensubu olduğu sülaledir) birisi çıkacaktır. O, heybetli, ..., büyük başlıdır; ceddinin dini üzeredir; çok kalabalık bir orduyla İran'a gidecek, oraları onaracak ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Onun adaleti sayesinde, kurtla koyun bir arada su içecektir." (Camasbname)



"Cihanın güneşi ve zamanın padişahı olarak adlandırılan peygamberin kızının zürriyetinden olan bir kimse, o peygamberin son vasisi olarak Allah'ın hükmüyle dünyanın ortası olan Mekke'de padişah olacaktır. Onun devleti kıyamete kadar sürecektir. Onun hükümdarlığından sonra dünya hayatı sona erecek, gökyüzü dürülecek, yerküre suya dalacak, dağlar kaybolup gidecek. O, Yezdan'ın (Allah'ın) ... asi kulu olan büyük Hermen'i (büyük şeytanı) yakalayıp hapsedecektir... (Camasbname)

"Şuşyant Hz. Mehdi (a.s.), dini dünyaya yayacak, fakirlik ve yoksulluğu yeryüzünden kaldıracak, iyileri kötülerin elinden kurtaracak, dünya insanlarına fikir, konuşma ve eylem birliğini getirecektir." (Camasbname, s. 121.)

"FEREVHER ESTEVT'E SELAM GÖNDERİYORUZ O KİMSE Kİ ONA "SAUŞYANT (HZ. MEHDİ (A.S.)) VE ESTEVT İRİTE (HZ. MEHDİ (A.S.)) DERLER. (Ferverdin Yeşt, 128-129, paragraf)

Zerdüştlerin kitabı olan Ferverdin Yeşt'de Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelmesiyle birlikte dünya üzerinde tüm canlı varlıkların çok müreffeh, huzurlu ve mutlu bir yaşama kavuşacakları ifade edilmiştir.

"O TÜM MADDİ VARLIKLARA YARAR VERECEĞİ İÇİN ONA SAUŞYANT DERLER."
"DÜNYADA İSMİ VE CANI OLAN HER ŞEY ONUN IŞIĞI İLE FENA BULMAYAN YAŞAMA KAVUŞACAĞI İÇİN ONA ESTEVT İRİTE DERLER." (Ferverdin Yeşt, 128-129, paragraf)

"... ESTEVT İRİTE (HZ. MEHDİ (A.S.)), MİZDA AHURA'NIN (ALLAH'IN) ELÇİSİ OLARAK ZUHUR ETTİĞİ ZAMAN DOĞRU DÜRÜST, DÜNYAYI YALANDAN TEMİZLEYECEKTİR. ... O (HZ. MEHDİ (A.S.)) BİLGİLİ GÖZLERLE YARATICI'YA BAKACAKTIR ... ESTEVT İRİTE'NİN (HZ. MEHDİ (A.S.)'IN) MUZAFFER YARDIMCILARI DA ONUNLA ZUHUR EDECEKLERDİR ..."
(Zamyad Yeşt, 89-93 paragraf)

"Bütün dertlerin ve acıların çaresi ve ilâcı onun (Hz. Mehdi (a.s.)'ın) vesilesiyledir. O (Hz. Mehdi (a.s.)) acıyı, hastalığı, ihtiyarlığı, zulmü, dinsizliği ve fesadı kökten yok edecek, kötü insanları fikren mağlup edip onları iktidardan düşürecektir." (Şuşyant, s. 104.)

MUSEVİ KAYNAKLARDA HZ. MEHDİ (A.S)'IN ÇIKIŞ ALAMETLERİ

Ateizmin yaygınlaşması:
(Mehdi'nin) geleceği nesilde... tüm devletler Minim dinini [ateizmi] kabul edecek ve verilen öğütlerden yüz çevrilecek... (Talmud, Sanhedrin 11:97a)

Dindarların hor görülmesi:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geldiği nesilde... Allah'tan korkan kişiler hor görülecek. (Talmud, Sanhedrin 97a)

Din ahlakından uzaklaşılması:
(Mehdi'nin) geleceği nesilde... Haktan uzaklaşılacak... (Talmud, Sanhedrin 97a)

Yönetimlerin din ahlakından uzaklaşması:
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] çağı gelmeden önceki sürede... devlet yönetimleri delalete düşecek [dini inançlara ters düşecek] ve onları kınayacak kimse olmayacak... (Talmud, Sota 49b)

Kadın yöneticilerin artması:
Çocuklar onları eziyor, kadınlar onu yönetiyor... (Yeşaya, 3:12)

Yoksulluğun artması:
Davud oğlu [Hz. Mehdi (as)]... ceplerde metelik bitene dek gelmeyecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)

Haksız kazancın artması:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği nesilde... soyguncular ve soyguncuların soyguncuları olacak... (Talmud, Kethuboth 112b)

Açlık ve kıtlık olması:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği yedi yıllık sürenin sonunda... açlık okları gönderilecek... büyük bir kıtlık olacak ve bunda erkekler, kadınlar, çocuklar, dindar adamlar ve azizler ölecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)


Toprakların bereketinin azalması:
Tarlalar harap oldu, toprak acılı. Çünkü tahıl mahvoldu... Arpa, buğday için dövünün... çünkü tarlaların ürünü yok oldu. Asmalar kurudu, incir ağaçları soldu; nar, hurma, elma bütün meyve ağaçları kurudu... (Yoel, 1:10-12)

Sıkıntı ve zorluk dönemi olması:
... En yiğit asker bile acı acı feryat edecek... Acı ve sıkıntı, yıkım ve felaket, zifiri karanlık bir gün olacak, bulutlu, koyu karanlık bir gün. (Sefanya, 1:14-15)

Belaların ardı ardına gelmesi:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geldiği nesilde... sürekli yeni belalar ve şeytani kararların yürürlüğe konması olacak; her yeni kötülük, bir diğeri bitmeden hızla gelecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği nesilde... imtihan arkasından imtihan gelecek... (Talmud, Kethuboth 112b)

Ümitsizliğin hakim olması:
Tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe [Hz. Mehdi (as)] gelmeyecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)

Fuhuşun yaygınlaşması:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği nesilde, alimlerin toplanma meclisleri, gayri meşru evler haline gelecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)

İnsanlarda utanma hissinin azalması:
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği nesilde... babası ayıpladığında oğlu utanmayacak... (Talmud, Sanhedrin 97a)
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] çağı gelmeden önceki sürede... oğul babasına küfredecek... oğul babasının önünde utanmayacak... (Talmud, Sota 49b)

Ahlaksızlığın artması:
Haham Johanan dedi ki: Davud oğlu [Hz. Mehdi (as)] yalnız... tümüyle kötü yolda bir nesil geldiğinde çıkacak. (Talmud, Sanhedrin 98a)

Yalan ve sahtekarlıkların artması:
... Yalan peşindeler... (Yeremya, 23:14)
İnsan insana, komşu komşuya haksızlık edecek... (Yeşaya, 3:5)


İsyankarlığın artması
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] çağı gelmeden önceki sürede... oğul babasına küfredecek; bir kız annesine, gelin kaynanasına karşı gelecek... (Talmud, Sota 49b)

Ailevi bağların zayıflaması:
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] çağı gelmeden önceki sürede... bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak... (Talmud, Sota 49b)

Münafıkların artması:
Davud oğlu [Hz. Mehdi (as)], [iman edenlere] ihanet edenler artana kadar gelmeyecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)

İlim adamların sayısının azalması:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geldiği nesilde, alimler sayıca az olacak... (Talmud, Sanhedrin 97a)

Savaşların artması:
Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği yedi yıllık sürenin sonunda... yedinci yılda, savaşlar [olacak]; yedi yıllık sürenin bitiminde Davud oğlu [Hz. Mehdi (as)] gelecek... (Talmud, Sanhedrin 97a)
... Göklerde ve yerde alametler göstereceğim; kan ve ateş ve duman direkleri. (Yoel, 2:30)

Ortadoğu'da kan dökülmesi:
... Mesih [Hz. Mehdi (as)] ne zaman gelecek?... Bize bir işaret söyle... Paneas* mağarasının suları, kana dönünce... (Talmud, Sanhedrin 98a)
* Paneas: Ürdün Nehri civarında, Kudüs'e 200 km uzaklıkta eski bir şehir ismi.

Ortadoğu'da yıkımın olması:
Mesih'in [Hz. Mehdi (as)'ın] çağı gelmeden önceki sürede... Celile* yıkıma uğrayacak ve Gavlan** bölgesi harap olacak... (Talmud, Sanhedrin 97a; Sota 49b)
* Celile: Ürdün Nehri'nin batısında, Filistin'deki Taberiye Gölü'nün kuzeyinde yer alan, günümüzde İsrail'de bir bölge.
** Gavlan: Bugünkü Golan Tepeleri'nin bir kısmını kapsayan, kuzeybatı Ürdün ve güneybatı Suriye üzerindeki bölge.

İnsanların mutsuz olması:
... Sevinçten eser kalmadı, dünyanın coşkusu yok oldu. (Yeşaya, 24:11)

Depremler olması:
... Dünyanın temelleri sarsılacak... sarsıldıkça sarsılacak. Dünya... yalpalayacak, bir kulübe gibi sallanacak... (Yeşaya, 24:18-20)

Bir yerde sel olurken, diğer bir yerde kuraklık olması:
Davud oğlıunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği yedi yıllık sürenin sonunda, ilk yılda bu ayet gerçekleşecek: Bir şehrin üzerine yağmur yağdırırken, diğerinin üzerine yağmur yağdırmayacağım... (Talmud, Sanhedrin 97a)

Irak topraklarındaki savaşa, uzak ülkelerden gelinmesi:
... Yeşaya'nın Babil'le* ilgili bildirisi:... Araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor. (Yeşaya, 13:1, 5)
* Babil: Günümüz Irak'ın başkenti Bağdat yakınlarında bulunan eski bir şehir ismidir.

Yecüc ve Mecüc'ün ahir zamandaki ortaya çıkışı (I. ve II. Dünya Savaşları):
[Dünya'daki zamanın]... bir kısmı Yecüc ve Mecüc ile savaşarak [geçecek] ve geri kalan [dönem] Mesih [Hz. Mehdi (as)] devri olacaktır. Yüce ve Kutsal Olan [Allah] dünyasını yedi bin yıl sonra yenileyecektir. (Talmud, Sanhedrin 97b)

Çok uluslu bir topluluk olmaları:
... Birçok ulustan oluşan tümü ata binmiş büyük bir kalabalık... (Hezekiel, 38:15)

TEVRAT'TA HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDE YAŞANACAK DÜNYA HAKİMİYETİNE İŞARET EDEN SÖZLER

Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN ULUSLAR SENİN SOYUN ARACILIĞIYLA KUTSANACAK. (Yaratılış, 26:4)

Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. DOĞUYA, BATIYA, KUZEYE, GÜNEYE DOĞRU YAYILACAKSINIZ. YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN HALKLAR SEN VE SOYUN ARACILIĞIYLA KUTSANACAK. (Yaratılış, 28:14)

Seni (Hz. İbrahim (a.s.)'i) ziyadesiyle mübarek kılacağım; senin zürriyetini, göklerin yıldızları gibi, deniz kenarında olan kum gibi ziyadesiyle çoğaltacağım; SENİN ZÜRRİYETİN DÜŞMANLARININ KAPISINA HAKİM OLACAKTIR VE ZÜRRİYETİN ARACILIĞIYLA YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN MİLLETLER MÜBAREK KILINACAKLAR; çünkü sözümü dinledin. (Yaratılış, 22:17-18)

O [HZ. MEHDİ (AS)] TÜM DÜNYAYI ALLAH'A BİRLİKTE KULLUK ETMELERİ İÇİN ISLAH EDECEK, çünkü şöyle yazılmıştır: "O zaman, birlikte Bana yakarmaları, omuz omuza Bana hizmet etmeleri için, halkların dudaklarını pak kılacağım." [Sefenya, 3:9] (Maimonides, Mişna Tora, Kralların Kanunları 11:4)

Ona [Hz. Mehdi (as)'a] egemenlik, yücelik ve krallık verildi. BÜTÜN HALKLAR, ULUSLAR VE HER DİLDEN İNSAN ONA HİZMET ETTİ... (Daniel, 7:14)

... SENİ [HZ. MEHDİ (AS)'I]... ULUSLARA IŞIK YAPACAĞIM. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın. (Yeşaya, 42:6-7)

... HALKLARA SANCAK OLACAK, ULUSLAR ONA [HZ. MEHDİ (AS)'A] YÖNELECEK... (Yeşaya, 11:10)

BÜTÜN MİLLETLER ONU [HZ. MEHDİ (AS)'I] DİNLEMEYE GELECEK... (Maimonides, Mişna Tora, Tövbe 9:2)

... KIYI HALKLARI ONUN [HZ. MEHDİ (AS)'IN] YASASINA UMUT BAĞLAYACAK. (Yeşaya, 42:4)

ULUSLAR SENİN IŞIĞINA, KRALLAR ÜZERİNE DOĞAN AYDINLIĞA GELECEK. "Başını kaldır da çevrene bir bak, hepsi toplanmış sana geliyor..." (Yeşaya, 60:3-4)

Sahibi (Şilo) [Hz. Mehdi (as)] gelene kadar... [sonra] ULUSLAR ONUN SÖZÜNÜ DİNLEYECEK. (Yaratılış, 49:10)

... KIYI HALKLARI ONUN (MEHDİ'NİN) YASASINA UMUT BAĞLAYACAK. (Tevrat: Yeşaya, 42:4)

Onun [Hz. Mehdi (as)'ın] fevkalade doğruluğu ve vesile olacağı harikalıklar [şaşırtıcı güzellikler] nedeniyle İNSANLAR ONUNLA BARIŞ YAPACAK VE TÜM ÜLKELER ONA HİZMET EDECEK. (Maimonides, Mişna Tora, Sanhedrin 10:1)

Gelecek zamanda, Kral Mesih [Hz. Mehdi (as)] çıkacak ve DAVUD KRALLIĞINI GEÇMİŞTEKİ HAKİMİYETİNE YENİDEN KAVUŞTURACAK. (Maimonides, Mişna Tora, Kralların Kanunları 11:4)

[HZ. MEHDİ (AS)] EGEMENLİK SÜRSÜN DENİZDEN DENİZE, FIRAT'TAN YERYÜZÜNÜN UCUNA DEK! (Mezmurlar, 72:8)

O [Hz. Mehdi (as)] BÜTÜN DÜNYAYI Allah'a kulluk etmeleri için mükemmelleştirecek. (Maimonides, Mişna Tora, Kralların Kanunları 11:4)

O dönemde [Hz. Mehdi (as) döneminde]... TÜM DÜNYANIN TEK MEŞGULİYETİ ALLAH'I BİLİP TANIMAK OLACAK... (Maimonides, Mişna Tora, Kralların Kanunları 12:5)

O dönemde [Hz. Mehdi (as) döneminde]... insan için mümkün olan en üst seviyede Yaratıcılarını anlamaları mümkün olacak... Çünkü şöyle yazılmıştır: "ÇÜNKÜ SULAR DENİZİ NASIL DOLDURUYORSA, DÜNYA DA RAB'BİN YÜCELİĞİNİN BİLGİSİYLE DOLACAK...." (Maimonides, Mişna Tora, Kralların Kanunları 12:5)

O zaman Rab'bin Yüceliği görünecek, BÜTÜN İNSANLAR HEP BİRLİKTE O'NU GÖRECEK... (Yeşaya, 40:5)